Başarılı bir iletişim, sözel ve sözel olmayan birçok bilgi kaynağını kullanan konuşmacı ve dinleyicinin katılımını gerektirir. Hem tek dil hem de çift dili kullananlar, başarılı iletişim kurabilmek adına bu bilgi kaynaklarını kullanmayı ve takip etmeyi öğrenmek zorundadır. Peki, tek dilin kullanıldığı çevrede yetişen bir çocuk ile çift dilin kullanıldığı bir çevrede yetişen çocuk arasında bu kaynakların kullanılmasında bir fark var mıdır?

Bu soruya cevap arayan Markman ve Yow, tek dil ve çift dil konuşan okul öncesindeki çocukların, konuşmacının niyetini anlatmak için başvurduğu sözsüz jestleri (bakış yönü ve işaret gibi) kullanımlarını karşılaştırdı. Araştırma sonuçları, 3 ve 4 yaşındaki çift dil konuşan çocukların çelişkili yüz ifadeleri ve amaçtan uzak vücut bilgilerine rağmen konuşmacının jestlerini (bakış yönü gibi), mesajı almada daha iyi kullandıklarını, ayrıca 2 yaşındaki çocuklarda da çift dil avantajının bulunduğunu gösterdi. Çift dilin kullanıldığı bir çevrede yetişen bir çocuk, konuşmacının hangi dilde ne söylemeye çalıştığını ve nasıl uygun yanıt vereceğini belirlemek adına dinamik olan iletişim bağlamını takip etmek zorundadır. Bu durumdan yola çıkan araştırmacılar; konuşmacının iletişim ihtiyaçlarını belirlemek adına bu çocukların kendi geliştirdikleri çabaların, duyarlılıklarını artırdığı ve konuşmacının ima yoluyla kullandıkları jestleri daha iyi kullanabilir duruma geldikleri görüşünü savunuyorlar.

Kısacası, çift dilli bir çevrede yetişmek ima yoluyla anlatılan niyetin anlaşılmasını ve iletişimsel ipuçlarının daha etkin kullanımını destekliyor.

Detaylar için kaynak

 Markman, E. M., & Yow, W. Q. (2011). Young bilingual children’s heightened sensitivity to referential cues. Journal Of Cognition And Development, 12(1), 12–31.