Sporun fiziksel sağlığa faydaları, psikolojik sağlımıza yararına göre daha fazla önemseniyor. Spor ve egzersiz, çoğunlukla zayıflamak ve formda kalmak amacıyla yapılsa da sporun psikolojik ve sosyal açıdan bize kattıkları da azımsanamayacak derecede önemli. Sporun psikososyal sağlık açısından önemi, spor ve egzersiz psikolojisinin uygulama alanları ve bu alandaki akademik gelişmeler hakkında daha detaylı bilgi edinebilmek adına Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Ziya Koruç ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Selin Mısır: Spor ve egzersiz psikolojisinin çalışma ve araştırma alanına neler giriyor, öncelikle bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Ziya Koruç: Egzersiz ve spor psikolojisi tıpkı sosyal psikoloji gibi bir ortak alan, psikoloji (uygulamalı, klinik ve sosyal psikoloji) ile sporun ortak uygulama alanı. Bu doğrultuda bakıldığında 1900’lerin başlarında yola çıkan bu uygulama alanı, 1967 yılında yapılan ilk uluslararası kongre ve Uluslararası Spor Psikolojisi Derneği’nin (ISSP) kurulması ile hızlı bir şekilde çalışma alanını genişletmeye başladı. O yıllarda adını sadece spor psikolojisi olarak duyururken, 1980’lerin başından itibaren, spor ve egzersiz psikolojisi adını alıp 1990’ların başlarında da egzersiz psikolojisi ve spor psikolojisi adları altında ayrıştı. Egzersiz psikolojisi alanı daha çok egzersize başlama, egzersizi devam ettirme ya da bırakma nedenlerini araştıran ve egzersizin psikolojik etkileri üzerinde çalışan bir alan olarak dikkat çekiyor. Spor ise içinde barındırdığı “rekabet” nedeniyle egzersizden ayrılıyor. Spor psikolojisi de bu anlamda daha çok psikolojinin ilke ve kurallarının spor ortamına uyarlanması şeklinde yorumlanıyor. Bu alanda öncelikle performansı artırmak ve toparlanmayı kolaylaştırmak amaçlı uygulamalar (iletişim, kişilik, motivasyon, grup süreçleri, dikkat-konsantrasyon, özgüven vb.), sonrasında öğrenmeyi hızlandırmak ve yarışmaya hazırlanmak amaçlı uygulamalar (beceri öğreniminde zihinsel uygulamalar, yarışmaya hazırlık amaçlı zihinsel antrenmanlar vb.) ve son olarak da performansın önündeki psikolojik engelleri ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar (yarışma kaygısı, stres, heyecan, sorunlu sporcular, sürantrenman ve tükenmişlik sendromu sorunları gibi alanlar) üzerinde çalışılıyor. Spor psikologlarının alanı sadece bu çalışmalarla sınırlı olmayıp sahada yaşanan olaylar, şiddet, saldırganlık gibi alanlar, sakatlanan sporcuların sakatlanma nedenleri ve rehabilitasyonu gibi alanlarla da çalışma ve araştırmalarını yürütürler.

S.M: Sağlık alanında oldukça konuşulan bir konu olan sporun ve egzersizin psikolojik ve sosyal faydaları neler? 

Z.K: Bireysel olarak egzersize katılımın; kilo kontrolü sağladığı, kronik hastalıkları ve ölüm riskini azalttığı, kalp damar hastalıklarını iyileştirdiği, obezite riskini ve kemik erimesini azalttığı bilimsel olarak kanıtlandı. Koroner damar hastalığı, beyin damar hastalığı gibi kronik hastalıklara da egzersizin iyi geldiği biliniyor. Bunun yanında egzersizin; beynin kan akışını düzenleme, kan basıncını düşürme, yağlanma düzeyini azaltma, riskli kan pıhtılaşmalarını engelleme, beyinin metabolik gereksinimlerini karşılama, psikolojik iyilik halini yükseltme, kuvvet ve dayanıklılığı artırma, vücut yağ iştahını düzenleme, ömrü uzatma gibi etkileri de oluyor. Tüm bunların yanında egzersizin fiziksel ve psikolojik açıdan olumlu etkilere sahip olduğu biliniyor. Egzersizin; stres, kaygı ve depresyonun azalmasına katkıda bulunarak psikolojik sağlığı koruduğu da araştırmalarla desteklendi. Egzersizin yapısında barındırdığı eğlence, olumlu benlik geliştirme ve sosyalleşme amaçlarına hizmet etmekte ve psikolojik iyilik halinin yükselmesine neden oluyor.

Hareketsizlik, kişilerin kitlelerden kopması sonucunu yaratır. Bunun sonucu olarak depresyon, stres ve kaygı bozuklukları, uyku bozuklukları, değişen ve gelişen insanın kendilik sorunları ve madde bağımlılığı gibi olumsuzlukları da beraberinde getiriyor. Hareketsizlik, duygusal rahatsızlıkları olan, sağlıksız düşünen, sağlıksız davranışlar geliştiren, güven bunalımı içinde kendisini sağlıksız hisseden, değersizlik duygusu ile kalitesiz bir yaşama sürüklenen bireyler yaratıyor.

Egzersizin özgüveni ve öz saygıyı geliştirdiğine dair çalışmalar arasında Türkiye’de yapılmış çok sayıda çalışma da bulunuyor. Genel sonuçlar egzersizin özsaygı ve kendilik kavramı üzerinde etkili olduğunu ve egzersiz yapan kişilerin kendilerine daha fazla saygı duyup, kendilerinden daha fazla haberdar olduklarını gösteriyor.

Kişinin kendisine olan saygısı aynı zamanda stres yaşantısı ile de yakından ilişkili. Hemen bu kapsamda üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biri, stresin egzersiz yardımı ile azaltılabildiği. Çok sayıda çalışmada fiziksel olarak güçlenmenin ve gevşeme egzersizlerinin kişinin strese karşı dayanıklılığında önemli olduğu gösterildi. Egzersiz yaparken bireyin yaşadığı ısınma hissi egzersizin en önemli duyularından birisi. Egzersiz, sonrasında ısı, kas gerginliğini azaltır ve değişken bir uyarılmışlık düzeyi sağlıyor. Böylece egzersiz sonrasında vücutta meydana gelen ısı artışı ile beden rahatlıyor. Isı artışı merkezi sinir sisteminde ve beyin monoaminlerinde hareketliliğe neden olarak vücutta sakinlik ve rahatlama hissi oluşturuyor.

Diğer yandan özellikle depresyon vakalarında giderek artan biçimde egzersiz önerildiğine rastlayabiliriz. Egzersiz yapanların plazma betaendorfin salınımlarının beş kat artış gösterdiğini ortaya koyan çalışmalar bulunuyor. Böylece organizma mutluluk hormonu olan endorfinin alınımıyla depresyona karşı dayanıklılık kazanmakta ve daha mutlu olmaya yönelir. Betaendorfin, merkezi sinir sistemini hareketlendirerek eğlence ve zevk almayı artırır. Bilindiği gibi depresif hastalarda endorfin eksikliğine dayalı olarak organizma içe kapanır ve hareketsizleşir. Örneğin, İngiliz Sosyal Güvenlik Kurumu ağır depresyon vakaları dışında depresyon ilaçlarına para ödemeyi durdurdu. Bireyin depresyondan çıkışını hızlandırmak için ilaç yerine egzersiz yapılması öneriliyor.

Düzenli yapılan egzersiz ile algılama işlevleri gelişiyor. Bu, özellikle bedene alınan daha fazla oksijen ve glikozdan kaynaklanıyor. Böylece kişi yaşadığı olaylar ya da durumlar arasındaki ilişkileri kurmayı daha hızlı başarabilecek. Bu da kişinin genel başarısında etkili olabiliyor. Diğer yandan ABD’de özellikle büyük şirketlerde yöneticilik yapan 35 CEO ile gerçekleştirilen bir çalışmada geçmişte egzersiz ya da spor yapan kişilerin daha fazla başarılı olduğu gösterildi. Bu çalışma bize spor ya da egzersiz yapan kişilerin takım olma, paylaşma ve liderlik etme konusundaki yeterliklerinin geliştiğini ve bunun da daha fazla başarı elde etmenin önemli bir dayanağı olarak gösterilebileceğini söylüyor.

S.M: Sporun olumlu etkilerinin yanı sıra olumsuz etkilerinden de bahsediliyor; örneğin egzersiz bağımlılığı kavramı buna örnek olabilir. Bu kavramdan ve varsa olası başka olumsuz etkilerinden biraz bahsedebilir misiniz?

Z.K: Egzersize katılmak keyifli ve verimli olmakla birlikte olumsuz etkiler de söz konusu olmaktadır ve egzersiz bağımlılığını bu bağlamda ele almak gerekir. İlk kez Vealey tarafından tanımlanan egzersiz bağımlılığı, egzersize eğlence amacı ile katılımın kontrol edilemeyerek aşırı egzersiz davranış ile sonuçlanmasıdır. Egzersiz bağımlılığı fizyolojik (tolerans geliştirme) ve/veya psikolojik (kaygı, depresyon) belirtileri içeriyor.

Egzersiz bağımlılığı için bağımlılık tanısının konulmasında kullanılan standartlar önemli. DSM-IV’nin madde bağımlılığı ölçütleri temel alınarak egzersiz bağımlılığı, egzersize çok boyutlu uyum bozukluğu örüntüsü olarak tanımlanıyor. Bu vakalarda egzersizi terk etme kısa süre içinde psikolojik rahatsızlıklara ve kötü strese yol açabiliyor.

Egzersiz, psikolojik ve fiziksel yararları nedeniyle zevk veren eğlenceli bir etkinlik. Fakat kişinin bir süre sonra, başa çıkabilmek için egzersiz yapmaya ihtiyacı olduğuna ve her gün koşmadan yaşayamayacağına inanması önemli bir olumsuz sinyal olarak ele alınabilir. Bunu egzersizden yoksun kalındığında yoksunluk belirtileri yaşamaya doğru eğilim gösterme izleyebilir. Bu nokta da egzersiz bağımlılığının olumsuz etkileri ortaya çıkarak kaygı, tedirginlik, suçluluk, asabilik, gerginlik ve huzursuzluk, uykusuzluk, duyarsızlık, hazda azalma, baş ağrıları ve tembellik gözlenebilir.

Son yıllarda egzersizin özellikle sağlık ve formda tutma özelliğinin öne çıkartılmaya başlanmasıyla bir başka sorun daha gündeme gelmeye başladı: bigoreksiya.  Reklamlarda ve görsel medyada yer alan programlarda, ideal vücuda ulaşmanın önemi ve çekiciliğe fazlaca vurgu yapılıyor. Bunun sonucu olarak hem kadınlar hem erkekler ideal vücut görünümüne ulaşmada çeşitli yöntemlere başvuruyor. İdeal vücuda ulaşmada genellikle yanlış ve gerçekçi olmayan beden modellerini kendine model alan kadınlarda (daha sıklıkla) anoreksiya ve bulimiya gibi yeme bozuklukları gözlenmeye başladı. Diğer yanda erkeklerde de ideal vücut yapısı önemli hale gelmeye başladı. İdeal vücuda ulaşma çabası erkeklerde büyük kol ve göğüs kasları, geniş omuzlar gibi yanlış beklentiler ortaya çıkartıyor. Böylece erkeklerde de kadınlar gibi kendi bedenlerine ilişkin kaygılar ve mutsuzluk oluşmaya başlıyor. Bunun sonucu aşırı egzersiz ya da yanlış uygulamalara dayalı olarak ortaya çıkan ve literatürde anoreksiyanın tersi olarak tanımlanan bigoreksiya veya kas dismorfisi gündeme geldi. Bigoreksiya, bireyin kendi vücut şeklini beğenmemesi ve vücudundaki kas oranını artırmak için büyük ağırlıklar kaldırma, yüksek protein içerikli besinleri aşırı tüketme, besin takviyesi alma ve anabolik steroidleri kullanma davranışlarını göstermesi olarak tanımlanıyor. Birey, vücudunun yeteri kadar kaslı ve yağsız olmadığına ilişkin düşüncelerle zihnini meşgul etmeye başlıyor.

Grieve, bireyleri bigoreksiyaya götüren nedenleri faklı kuramlardan hareketle sıralamıştır. Bu nedenler medya, akran baskısı, mükemmeliyetçilik, spora katılım, düşük benlik saygısı ve olumsuz duygulanım gibi değişkenler bireyde ideal beden imgesini etkilemekte ve bireyin kendi vücudundan hoşnutsuzluk duyması ya da beden imgesinde bozulmalar olarak belirtilmektedir.

Öte yandan yapılan pek çok çalışma uzun süre ve yeterli miktarda yapılan egzersizin kalıcı etkilerin daha fazla olduğunu gösteriyor. Fakat sporun özellikle erken yaşlarda başlaması ve arkasındaki rekabet ortamının yarattığı duyguların sporcuların bir süre sonra bir kısım istenmeyen nitelikler kazanmasına neden olduğunu gösteren çalışmalar da bulunuyor. Bu çalışmalarda yaşanan rekabetin, yardımlaşma duygularını azalttığını ve anti-sosyal eğilimlerin artmasına neden olduğunu belirtiliyor. Yaş ilerledikçe ve spor deneyimi artıkça sporsal bir değer olan doğruluk ve yeteneğin, kazanmak için ikinci plana itildiğini ve bunların yerini istenmeyen davranışların almaya başladığını, çocuklarda fedakârlık ve işbirliğini azalttığını gösteren araştırmalara da rastlanıyor.

S.M: Spor ve egzersizin fiziksel ve ruhsal sağlığımız için olumlu etkilerinden bahsettik. Peki, klinik (depresyon, duygusal-bilişsel bozukluklar, bağımlılık vb.) tanı almış kişiler için egzersizin ne gibi psikolojik etkileri var?

Z.K: Spor ve egzersiz psikolojisi açısından bilişsel ve duygusal bozukluklar alanında daha çok depresyon ve kaygı ağırlıklı çalışmalar öne çıkıyor. Fakat bunun yanında alkolikler, madde kullananlar ve şizofrenlerle yapılan çalışmalar da var.

Fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, kronik yüzme aktivitesinin alkolün yatıştırıcı ve hipnotik etkisini artırdığı gözlemlendi. Farelerle yapılan başka bir çalışmada, kronik egzersizin madde kullanımının ödüllendirici etkisini azalttığı ve böylece kötüye madde kullanımının önlenmesinde ve tedavisinde etkili olabileceği rapor edildi. Benzer şekilde zindelik (fitness) programına alınan alkoliklerde, alkole karşı aşırı istek anlamlı şekilde düştüğü gözlendi. Yirmi alkol bağımlısı üzerinde yapılan bir çalışmada, orta şiddetteki egzersizin, akut olarak alkol kullanma isteğinde anlamlı azalmaya neden olduğunu belirtildi.

Egzersiz, alkol kullanmaya karşı dürtüyü azaltıp, alkol kullanımına alternatif olarak; haz verip, stresle baş etme gücü sağlayarak alkol bağımlılığının önlenmesinde önemli etkiler oluşturuyor. Egzersiz ve spor; alkol bağımlılığı tedavisinde, abstinans oranını yüksek tutarak, depresyon ve kaygı gibi komorbiditeyi azaltarak ve psikolojik destek sağlayarak etkin bir tamamlayıcı tedavi rolü üstlendiği çeşitli çalışmalarla gösterildi.

Şizofreni tanısı almış bireylerle yapılan çalışmalarda, egzersizin özellikle hastaların depresif hallerinde azalmaya neden olduğunu, sosyal ilişkilerini artırdığını görülüyor.  Depresyon tanısı almış hastalarla yapılan çalışmalarda, egzersizin depresyonun azalmasında yardımcı olduğu gözleniyor. Hatta bazı çalışmalarda egzersizin boş zaman etkinlikleri ve uğraşı tedavisinden daha etkili olduğunu görüyoruz. Egzersiz ayrıca kaygı belirtilerinin azalmasına da yardımcı oluyor.

S.M: Spor ve egzersiz bir psikolojik müdahale olarak düşünüldüğünde, önleyici ve tedavi edici rolleri neler? Sizce önleyici mi tedavi edici rolü mü daha önemli?

Z.K: Spor ve egzersizin gerek önleyici, gerekse de tedavi edici niteliklerinin olduğunu ortaya koyan pek çok çalışma var.  Örneğin depresyonla ilgili çalışmalara bakıldığında tedavi edici ve önleyici özelliğinin birlikte ele alındığını kolayca görebiliriz. Diğer yandan kaygı ve stresle ilgili çalışmalara bakıldığında önleyici rolün daha fazla öne çıktığını da belirtmek gerekir. Bunun yanında Amerikan College of Sports Medicine, egzersiz aracılığı ile tedavinin önemli olduğunu vurguluyor. Fakat hem tedavi edici hem de bir kısım rahatsızlıklardaki önleyici yanın birlikte ele alınması egzersizin yaygınlığının artması açısından önemli sayılıyor.

S.M: Peki spor ve egzersiz psikolojisi profesyonel sporcular ile hangi konuları çalışıyor?

Z.K: Spor psikologlarının çalışmalarında üstlendikleri bir kısım roller bulunur. Örneğin performansı geliştirici programlar üretmek, psikolojik değerlendirme tekniklerini kullanmak, bunalımı önleyici servis hizmetleri vermek, antrenörlere ve sporla doğrudan ilgili olan diğer kişilere programlar geliştirip, danışmalık hizmetleri vermek.  Spor psikoloğu sporculara yarışma stresi ve yarışma kaygısı ile başa çıkma stratejilerini öğretmeli, konsantrasyonu geliştirmeli, takımın motivasyon düzeyini yükseltmeli ve motivasyonun devam etmesini, kendine güvenin artmasını sağlayabilmeli. Sporcuların antrenman ve hazırlık programları içine zihinsel antrenman ve yarışma stratejilerini yerleştirerek antrenörler tarafından verilen teknik, taktik ve fiziksel bileşenleri tamamlar. Böylece spor psikoloğu ve antrenör spor alanında yaratılan ekibin değerli iki üyesi konumuna gelirler.

Yine spor ortamlarında hızla artan bir kısım klinik problemler söz konusu. Alkol ve ilaç kullanımı, ilişki bozuklukları, yeme bozuklukları, şiddetli depresyon vb. Bu gibi durumlara müdahale edebilmek için spor psikoloğunun klinik psikolojiden eğitim alması söz konusu. Yani spor psikologları sadece normal popülâsyonla çalışmaz, aynı zamanda gerek duygusal bozukluğu olan gerekse de yeme ve ilaç kullanma sorunu olan sporcular ile de uğraşır.  Tüm spor ortamında ki müdahaleler düşünüldüğünde klinik ya da psikolojik danışmanlık eğitimi almış spor psikologlarına gereksinim var. Yarışma stresi ve yarışma kaygısı ile başa çıkabilme yollarının ya da pek çok bilişsel sürecin alana uygulanabilmesinin, klinik eğitimli bir uzman tarafından verilmesi daha doğru.

S.M: Spor ve egzersiz psikolojisi üzerine kimler uzmanlaşabilir? Bu alanda psikologların yanı sıra hangi alanlardan insanlar çalışıyor?

Z.K: Spor psikoloğu üç uygulama alanında üç farklı rolü yerine getirmeye çalışır. Bu rol ve uygulama içinde gerek sporun gerekse de psikolojinin iyi bilinmesi anlayışı ortaya çıkıyor. Spor psikoloğu mutlaka psikoloji eğitimi almış olmalı. Ama spor ve egzersiz alanından gelen uygulamacıların isterlerse psikoloji ile ilgili bir eğitim alarak bunu yürütebilmeleri de olası. Son on yıl içinde bir uzlaşma olmuşsa da toplumdaki insanların doğası hakkında tamamen farklı sayıltıların ve derin ayrılıkların varlığını koruyacağı belirtiliyor. Spor psikolojisi bu bağlamda daha genç bir alan olarak ele alınmalı ve şu anda yaşadığı çalkantılar doğal görülmeli.

Şu andaki konumu ile spor psikolojisi farklı kökenlerden gelen bilim uygulamacılarının çalıştığı bir alan görünümü çiziyor. Gerek ABD’de gerek Avrupa’da Spor psikolojisinin kendisine özgü bir kısım kuruluşları ve birlikleri oluşmuş görünüyor. Uluslararası Spor Psikologları Birliği, Kuzey Amerika Spor Psikolojisi ve Fiziksel Etkinlikler Birliği, Kanada Spor Psikolojisi ve Psikomotor Öğrenme Topluluğu, Avrupa Spor Psikologları Federasyonu gibi spor psikolojisi toplulukları doğdu. Ama tüm ABD psikologlarını şemsiyesi altında toparlayan APA (American Psychological Association) 1986 yılında 47. bölümü olarak Egzersiz ve Spor psikolojisini kabul etti. Ülkemizde de henüz gerçek anlamda bir spor psikolojisi eğitimi veren birim bulunuyor. Bu nedenle de mantar hızı ile büyüyen Beden Eğitimi ve Spor Bölümleri yetersiz ve yanlış yönlendirmeler ile bu alana bakıyor.

Jerry May’in şu sözlerini hatırlatmak istiyorum “spor psikolojisinin ciddi psikoloji eğitimi almış ve sporu tanıyan psikologlara gereksinimi vardır. Bu alanı yalnız bırakmayınız, bu alana sahip çıkınız.”

S.M: Türkiye’de ve yurt dışında spor ve egzersiz psikolojisinin ve bu alanda çalışan uzmanların nasıl bir yeri var kısaca bahsedebilir misiniz? Bu alanda uzmanlaşmak isteyen kişiler neler yapmalı, ne gibi eğitimler almalı?

Z.K: Egzersiz ve spor psikolojisi alanında tüm dünyada olduğu gibi daha çok akademik olarak çalışma yürütüldüğü gerçeğinden hareketle Koruç ve Bayar’ın bulgularıyla karşılaştırma yapabilmek için 2015 Nisan ayı içerisinde spor okullarına yönelik olarak elektronik yollarla dijital ortamda yapılan taramalar kapsamında, egzersiz ve spor psikolojisi dersi veren öğretim elemanlarının nitelikleri ve okullarda verilen egzersiz ve spor psikolojisi dersleri ile haftalık kredi ders saatleri araştırıldı. Ayrıca uygulamada çalışma yapan (ulusal spor federasyonları ve spor kulüplerinde) kişilerle iletişime geçilerek de bir kısım veriye ulaşıldı.

1998 de Türkiye’deki Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Bölümlerinin çok önemli bir bölümünde bir tane (%86.9) egzersiz ve spor psikoloji dersi verildiği görülürken, 2011 da yayınlanan (2006 da yapılan) çalışmada durumda önemli bir değişiklik olmamış, 2015 de sayı değişmiş ve bir tek ders veren okul sayısı %39.4 inerken, diğer ders sayılarında da değişiklikler ortaya çıktı.

Bir ya da iki spor psikolojisi dersi alan öğrencilerin, önemli eksiklerle alanda lisansüstü eğitim almaya yönelmeye çalıştıkları gözlendi. Aynı zamanda neredeyse bu spor okullarının tamamında spor psikolojisi yüksek lisans eğitimi verildiği de görülüyor Disiplinler arası çalışmalar da (psikoloji ya da psikolojik danışmanlık bölümleriyle) söz konusu olmadığı için sadece alınan 1-2 ders ile ders ile uzmanlaşmaya çalışan genç insanlar sahada görev almaya başladı. Egzersiz ve spor psikolojisi alanının Türkiye’deki gelişimi önündeki belki de en önemli engelin bu olduğu söylenebilir.

Fakat asıl sorun spor psikoloğunun Türkiye’deki sertifikalandırılması konusu. Artan spor okullarına karşılık sorun önemli bir biçimde ortada duruyor. 2015 yılında yapılan bir çalışmada tıp mezunu olarak 2 kişinin spor yöneticiliği alanında lisansüstü eğitimi yapan 6 kişinin de alanda eğim vermeye çalıştığı gözlenmiş. Psikoloji ve psikolojik danışmanlık alanlarına karşı, egzersiz bilimcilerin alan içindeki çoğalmaları, çoğunlukla eğitim odaklılar için daha doğru olabilir, fakat uygulamacılar için uygun değil. Psikoloji ya da psikolojik danışmanlık bölümlerinden ders almadan sadece spor bilimlerinin bakış açısıyla egzersiz ve spor psikolojisi alanında eğitim vermek ve uygulama yapmak çok da doğru değil.

Profesyonel hizmetler açısından Türkiye’de spor psikologları daha akademik eğitim veriyorlar. Bunun dışında kimi psikoloji/psikolojik danışma bölümü çıkışlılar spor takımlarında danışmanlık yapıyor. Ayrıca çok az sayıda milli takımlarda görev yapan spor psikoloğu da bulunuyor. Spor Genel Müdürlüğü’nün Olimpik Takımların Hazırlanması amacıyla Bilim ve Koordinasyon Kurulları kurularak çalışmalara başlandı. Bu kurullar içinde Antrenman bilimciler, Spor hekimleri, Beslenme uzmanları ve Spor psikologları bulunuyor. Bunlar dışında 1998’de spor takımlarında yarı zamanlı olarak görev alan spor psikologları bulunmazken, 2006 yılında Milli takımlarda ve spor kulüplerinde yarı zamanlı olarak ya da sürekli çalışmaya başlayan spor psikologları oluşmaya başladı.

Bu gelişmeler Türkiye’deki egzersiz ve spor psikolojisi için önemli ve umut verici gelişmeler. Fakat asıl sorun spor psikologlarının eğitimine ve sertifikalandırılmasına ilişkin sorun. Geçmiş 40 yıl içinde egzersiz ve spor psikolojisi alanının gelişimi sancılı oldu. Değişik eğitim almış, alanı çevreleyen meslektaşlar nedeni ile eğitim çıktıları, öneriler ve etik sorunlar öne çıktı. Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de sertifikalandırma sorunu hızla çözümlenmeye çalışmak amacıyla meslek dernekleri kurulmaya başladı. Egzersiz ve Spor Psikolojisi Derneği kurulmuş FEPSAK üyeliğine kabul edildi. Diğer yandan Türk Psikoloji Derneği içerisinde Egzersiz ve Spor Psikolojisi çalışma grubu oluşturuldu.

S.M: Son olarak spor ve egzersiz psikolojisi alanında uzman bir akademisyen olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Z.K: Spor ve egzersiz psikolojisi, özel eğitim gerektiren bir alandır.

Bir akademisyen olarak bu ilkelere uyan ve ciddi bir eğitim almış olan kişilerin bu alanda çalışmalarının yararlı olacağını düşünüyorum. Gerek beden eğitimi, gerekse de psikoloji alanından gelen ve karşılıklı alanları tanımadan yapılan çalışmaların istenmeyen sonuçlar doğurduğunu ve bunun hesabının da spor psikolojine kesilmekte olduğunun bilinmesi gerekir. Sadece ‘spor psikolojisi’ adıyla içeriğinin ne olduğu belli olmayan derslerle kişilerin kendilerini spor psikoloğu ilan etmeleri, henüz ülkemizde bu anlamda ciddi bir eğitimin olmadığını ya da olanların da tanınmadığını gösteriyor. Yönetim alanından gelen, din psikoloji eğitimi almış, eğitim psikolojisi eğitimi almış ya da hiç eğitim almamış kişiler bu nedenle alanda şu anda hizmet verdiklerini belirterek, farklı isimler kullanıyorlar. Sporcu koçu, mentor vb. isimler bu anlamda spor psikolojisi adını kullanamayan kişilerin kendilerine yükledikleri adlar gibi görünüyor. 1995 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi’nin öncülüğünde spor ve psikoloji kökenli öğrencilerin 1986 yılında Jerry May tarafından önerilen, 1991 yılında AASP tarafından netleştirilen anlayış kapsamında eğitim vermekte olduğunu belirtmek gerekir. Fakat bu kapsamda yapılan çalışmalar yeterli değil. Bunun yerine psikoloji ve spor bölümlerinin ortaklaşa yürütecekleri lisansüstü programlara gerek olduğu çok açık. Diğer yandan bir kısım spor federasyonları kendilerince psikolojik performans danışmanlığı adı ile içeriği bile belli olmayan programlar açarak alana daha da fazla zarar veriyorlar.

 

Ziya Koruç   Yrd. Doç. Dr. Ziya Koruç

Ziya Koruç, Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldu. Ankara üniversitesinde Yüksek Lisans eğitimini aldı. Bilkent Üniversitesinin kuruluşunda öğrenci koordinatörlüğü görevinde bulunduktan sonra, Adalet Bakanlığında çocuk suçları konusunda Bakan danışmanlığı yaptı. Hacettepe Üniversitesinde doktora eğitimine başladı sporcuların stresle başa çıkmaları konusundaki tezi ile doktora derecesini aldı. Daha sonra Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünde Türkiye’de ilk kez spor psikoloğu unvanı ile görev yaptı. Sonraki yıllarda Hacettepe Üniversitesinde Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulunda (Spor Bilimleri Fakültesi) öğretim görevlisi olarak göreve başladı. Loughborough University of Technology, School of Human And Envirenmental Studies,  Physical Education, Sports Science and Recreation Management Bölümünde, ziyaretçi öğretim elemanı olarak bir sömestr kaldı. Türk Psikoloji Derneği ve Uluslararası Spor Psikolojisi Derneği üyesidir. Spor Bilimleri Derneği ile Egzersiz ve Spor Psikolojisi Derneği Kurucu üyesi. Çeviri ve özgün kitaplar ile çok sayıda makale ve bildirisi bulunmakta. 2008 Pekin ve 2012 Londra Olimpiyat oyunlarında Spor Psikoloğu olarak görev yapmış ve halen Ankara’da çok sayıda sporcuya psikolojik destek veriyor.

RelatedPost